Ey Halkım, Unutma!







Vurulduk Ey Halkım, Unutma Bizi






CUMHURİYETİMİZİ KUTLUYORUZ. 89. YIL KUTLU OLSUN








CUMHURİYETİMİZİN 89. YILI KUTLU OLSUN



"Diyom ki, Pazartesi Meclisin önüne Cumhuri­yet bayramına gidek.."





Bayram benim neyime!


'Mehmet AKKAYA '
.
-Mustafa hadi uyan. Gün göbeğe değdi!

-Dur hele az, kalkarım.

-Oğlanda üst baş kalmadı Mustafa, daha çarşıya çıkacağız. Bayramda konu komşu da gelir. Şeker lokum lazım, hadiiiii.

Yarı uykulu zihnine karabasan çöktü Musta­fa’nın. “Bu bayram da nerden çıktı.”
Çekti yorganı kafaya, yan döndü, uykuya teslim oldu. Oldu ya, ne mümkün. Hatice’nin dedikleri beynini kemirmeye başladı. Bu defa öbür yana döndü.

-Tamam kalkıyorum. Bir gün dinlenem dedim, onu da bırakmadın.

Oturdular sofraya. Peynir, zeytin, helva… Yu­murtada vardı bugün. Sahanda… Mis gibi de koku­yor.

Bir Hatice’ye, bir Utku’ya baktı, yumulmuşlardı.
Hatice, geçen bayram kapılan kilitleyip oturduk­larını düşünüyordu. Komşuya çıkacak hal yoktu ki. Akşamüzeri kayınvalidelerine kaçmışlardı. O değil de, Nevriye ablaya ayıp olmuştu. Kadıncağız, koca bir tepsi helva, yanında da yemekle gelmişti. Per­denin arasından gerdi dönüşünü seyretmişti. Bu bayram kendisi gitmeli, bişeyler yapıp götürmeli. Ne zaman başı dara düşse koşardı Nevriye abla.
Beşikteki bebe de büyüyünce dertleri çoğalacak­tı gerçi, ama o zamana daha vardı. Utkucuk, gari­bim el kadar sabi, okula bu bayram yeni pantolon­la, yeni ayakkabıyla gitse yeterdi.

-Hadi çabuk ol, diye dürttü Utku ya.

Hasanı kucağına aldı Hatice, Utku babasının eline yapıştı, düştüler yola.

Bu saatte de kalabalıktır ya Pazar, akşam olma­dan dönmeliler.

Mustafa’nın aklı cebinde… Kira üç yüz, geçen aydan komşuya borç, yüz elli, elektrik-su elli. Etti beş yüz. Utkuya üst baş… Hasan’ın mama para­sı… Kaç senedir Hatice’ye bir dal elbise bile alama­mıştı. Kendini bir yana koydu zaten. Maaş yedi yüz yirmi beş. Bu hesabın içinden Proflar bile çıkamaz­dı. Borçlanacaktı mecbur yine. Gözünde keder, sü­rüklediği ayaklarıyla pazara doğru ilerlerken karısına baktı. Ne de güzeldi gençliğinde. Tükenmişti kadın.

-Mustafa sana da gömlek alsak mı, ne diyon?
Sıçradı, düşüncelerden, ters ters baktı Hati­ce’ye.

-Kadın ben diyom açım, sen neler diyon. Be­nim gömleğe neyim ihtiyacım yok. Alsam sana alacam.

Derin bir nefes çekti sigaradan.
-Bu bayramı da kim icat ettiyse, diye söylendi.

Başını önüne eğdi Hatice, yan gözle süzdü. Kaçtıktan gün aklına geldi. İlk gördüğünde gönlü akmıştı. Yağız oğlandı.
Vardılar pazara. İğne atsan yere düşmez. Tezgâhlar yetmemiş, yerlere sermişler. Bir uğultu, bir şamata…

-Abla burada, buradaaaa, malın iyisi buradaaa!

- Lokum var, şeker varrrrr!

-Batan geminin malları beyler, yetişen alıyor hadiiiiiiiii!

-Ayakkabı mı lazım abla, en iyisinden gözüm çıksın!

Başı döner gibi oldu Mustafa’nın, Utkunun elini daha bir sıktı.

11 sene olmuştu. Allahsız taşeron asgari ücret­ten gıdım yukarı çıkmıyor. Gece yanlarına kadar çalışmak da cabası. Kim bilir işçiye bir buçuk veri­yorum diyordur belediyeye. Eee belediye de kar ediyorsa, yaptığı işin kıymeti çok fazlaydı demek ki. Böyle olmaya böyle de, geçen ay sendika lafı eden Osman’ı kapıya koymuşlardı. Zavallım, üç çocuk, ev kirada, neydiyor acaba. Yarın ona mı gitselerdi Hatçeyle?

-Amca önüne bak!

Çarpmıştı birine. İrkildi.
En eyisi, Pazartesi Cumhuriyet bayramı. Tekmil millet Ulus’ta toplanacakmış. Bu millet birleşme­den bişey olmaz zaten.

-Osman’ı da alıp gidem meclis’in önüne. Ata­türk’ün meclisi be!

-Ne diyon Mustafa!
Duydu demek Hatice!

-Diyom ki, Pazartesi Meclisin önüne Cumhuri­yet bayramına gidek diyom. Çocuklarda sevinir!
Hatçe güldü.

-Olur vala.
Utku, biraz sevinç, biraz yalvarmayla baktı ba­basına.

-Baba bende gelecem demi!


AYDINLIK




Ankara'da 29 Ekim nöbeti

Tüm Türkiye'nin gözlerinin çevrildiği 29 Ekim Büyük Buluşması öncesi Ankara'da hummalı bir çalışma yürüyor. Türkiye Gençlik Birliği üyesi yüzlerce genç Ankara'nın dört bir yanında yürüttüğü çalışmalarla Ankaralıları 29 Ekim'de Birinci Meclis önüne çağırıyor. Yurttaşların da yoğun ilgisini çeken o hummalı çalışmaların bir gününe Ulusal Kanal olarak biz de tanık olduk. İşte Türkiye'nin azimli gençlerinin hayranlık uyandıran mücadelesi...

Ankara 29 Ekim'e kilitlendi


Önlükler giyildi, güzergahlar belirlendi, yola çıkıldı... Türkiye Gençlik Birliği'nin cesur gençleri Ankara'da 29 Ekim rüzgarı estirdi.

Türkiye'nin kilitlendiği Büyük Buluşma 29 Ekim'de. Ancak şimdiden Ankara'da herkes TGB'li gençlerin çalışmalarını konuşuyor.


TGB'liler o günkü çalışmalarını planlamak için sabahın erken saatlerinde Genel Merkez binalarında toplanıyor. Önce önlükler giyiliyor, ardından nerelere uğrayacaklarını konuşuyorlar.

Hazırlıklar tamam, şimdi yola çıkma zamanı...


Hedef Tüm Ankara'ya 29 Ekim'deki büyük buluşmayı duyurmak. Bunun için kullanılan en önemli malzemeyse çıkartma ve afişler.

Türk bayrağının renklerini taşıyan çıkartma ve afişler özenle her yere yapıştırılıyor. Çağrı 29 Ekim saat 11'de Ulus'taki Birinci Meclis önüne.

Bu hummalı çalışma gün sonuna kadar sürüyor. Ancak TGB'li gençlere durmak yok. Her günkü çalışmadan sonra değerlendirmeler yapılıyor, bir diğer güne hazırlanılıyor. Ta ki 29 Ekim'deki büyük buluşmaya kadar.

Ulusal Kanal



AKP'nin Bakanı Kılıç: 'Okumasaydın. devletin herkese iş vermek mecburiyeti yok'

AKP'nin Bakanı Suat Kılıç'a bir öğretmen adayı "atanmak istiyoruz" dedi. Bakan Kılıç da “Devletin her üniversite mezununu işe almak gibi bir mecburiyeti yok" yanıtını verdi. Bakan Kılıç, "Benimle polemiğe girme” diyerek öğretmen adayını uyardı.

 Bakan Kılıç, atama isteyen öğrenciyi azarladı


Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç, Çanakkale On Sekiz Mart Üniversitesi'nde akademik yıl açılışı törenine katıldı. Yurt binasını gezen Kılıç burada ağaç dikti.

Tarih öğretmenliği okuyan bir öğrenci "atanmak istiyoruz" talebinde bulundu. Bakan Kılıç da "her mezunu devletin alma gibi bir görevi yok” diye yanıt verdi.



Öğrenci ve Bakan arasındaki konuşma şu şekilde gelişti:

Öğrenci: Ama Bakanım, atanmak istiyoruz. Tarih öğretmenliği okuyorum. 5’nci sınıftayım”

Bakan:“O konuda net söylüyoruz, her mezunu devletin alma gibi bir görevi yok”

Öğrenci:“O zaman almasınlar üniversiteye”

Bakan: “O zaman gelmesinler. Hiç benle polemiğe girme”


Öğrencinin ısrarı üzerine Bakan Kılıç, öğrencileri bezdirircesine uzun ve klişelerle dolu bir açıklama yaptı: “Net söylüyorum. Dünyada, ABD’de dahil olmak üzere,  üniversite diplomasını cebine koyan herkesi devlete memur olarak atayabilecek bir ülke yoktur. Şu anda krizler yüzünden Avrupa’da insanlar işten çıkarılırken, biz hala öğretmen alıyoruz, hala memur alıyoruz. O kadar da iyi durumdayız.
 

Ama az önce bir şey söyledim. Okul eğitimleriniz dışında çok kaynak okuyup kendinizi geliştirin dedim, bu bir. İki, en az bir yabancı dili ana diliniz kadar iyi öğrenin. Yani fark ortaya koyarsanız, devlette olmasa bile özel sektörde, devlettekinin belki iki katı maaşla çalışma imkanınız olur. Kendinizi bu yönde geliştirmelisiniz. ‘Aa ne kadar çok zaman var, okuldan artan zamanda şöyle gezelim, böyle dolaşalım’ değil. Bunu iyi değerlendirip fark ortaya koymanız lazım. 18 – 22 yaş aralığı hayatın dönüm noktası.

Burayı iyi değerlendirmemiz lazım. Alabildiğimiz kadarını tabii ki alacağız. Ama şu an Türkiye’de üniversitelerde 3 milyon genç var. Bunların hepsini devletin alması gibi bir imkan sence var mı? Bak bizim siyasetimiz de çok açık sözlü. ‘Bakacağız ablacığım’ deyip oyalamıyorum. Neyse doğrusu, onu söylüyorum ki, geleceğinizi ona göre planlayın.”


ulusalkanal.com.tr



Din­dar ve kin­dar su­bay­lar, ge­ne­ral­ler ye­tiş­tir­mek için mi?.




İmam subaylar imam generaller!..



 'Mehmet TÜRKER '

İmam ha­tip me­zun­la­rı­nın harp okul­la­rı­na gir­me­si­nin yo­lu açı­lır­ken, şim­di de as­ke­ri li­se­le­rin müf­re­da­tı­na Ku­ran-ı Ke­rim ve Haz­re­ti Mu­ham­me­d’­in ha­ya­tı ders­le­ri­nin ko­nul­ma­sı için ça­lış­ma­la­ra baş­la­dı­lar!..
İmam ha­tip me­zun­la­rı harp okul­la­rı­na gi­rer­se, her­hal­de as­ke­ri li­se­ler­den ye­ti­şen­le­rin, imam ha­tip­li ar­ka­daş­la­rın­dan “ge­ri kal­ma­ma­sı­” sağ­la­na­cak!..
“Or­du Pey­gam­ber oca­ğı­” der­ken, “İs­lam­cı su­bay­lar, İs­lam­cı ge­ne­ral­le­r” ye­tiş­tir­me pe­şi­ne düş­tü­ler!..

* * * * *
Yaz­dı­ğı ki­tap­ta “Dev­le­tin da­ha İs­la­mi ya­pı­ya geç­me­si­nin za­ma­nı­nın gel­di­ği­ni­” söy­le­yen (Mil­li?) Eği­tim Ba­ka­nı Ömer, 4+4+4 ucu­be­si­ne seç­me­li ola­rak yer­leş­tir­dik­le­ri Ku­ran-ı Ke­rim ve Haz­re­ti Mu­ham­me­d’­in ha­ya­tı ders­le­ri­nin as­ke­ri li­se­le­rin müf­re­da­tı­na ko­nul­ma­sı için ça­lış­ma yap­tık­la­rı­nı açık­la­dı…
Bu­gü­ne ka­dar ih­ti­yaç du­yul­ma­yan bu ders­ler ni­çin ko­nu­la­cak?..
Din­dar ve kin­dar su­bay­lar, ge­ne­ral­ler ye­tiş­tir­mek için mi?..
Türk Or­du­su­’nu imam su­bay­lar, imam ge­ne­ral­ler mi yö­ne­te­cek?..
Ar­tık onun da za­ma­nı gel­di mi?..

* * * * *
Eği­tim Ba­ka­nı Ömer, bu ko­nu­da­ki ka­ra­rı yi­ne Ge­nel­kur­ma­y’­ın ve­re­ce­ği­ni be­lir­ti­yor!..
Hiç şüp­he­niz ol­ma­sın, bu­gün ik­ti­dar ile son de­re­ce uyum­lu ha­le ge­len Ge­nel­kur­may, ye­ni müf­re­da­tı bu­gün et­me­se ya­rın ka­bul ede­cek­tir!..
Ne var ya­ni, as­ke­ri li­se­ler­de oku­yan ço­cuk­lar Ku­ran-ı Ke­ri­m’­i, Haz­re­ti Mu­ham­me­d’­in ha­ya­tı­nı öğ­ren­me­sin­ler mi?..
Din­dar su­bay­la­rın, din­dar ge­ne­ral­le­rin bu ül­ke­ye ne za­ra­rı ola­bi­lir?..
Hat­ta Türk Si­lah­lı Kuv­vet­le­ri (TSK) ta­ri­kat­la­rın et­ki­si­ne de gi­re­bi­lir!..
Sa­kın­ca­sı mı var?!.

* * * * *
Sev­gi­li okur­lar,
As­ker, bu­gü­ne ka­dar la­ik Tür­ki­ye­’nin gü­ven­ce­siy­di!..
İr­ti­ca­i fa­ali­yet­le­re kar­şı son de­re­ce du­yar­lıy­dı!..
Sa­de­ce ba­sit bir ör­nek:
Geç­miş yıl­lar­da­ki Yük­sek As­ke­ri Şu­ra­lar­da (YAŞ) ir­ti­ca­i fa­ali­yet­le­ri ne­de­niy­le ba­zı su­bay ve ast­su­bay­lar or­du­dan atı­lı­yor, bu ka­rar­la­ra Tay­yip Bey ile Sa­vun­ma Ba­ka­nı şerh ko­yu­yor­du!..
Za­man de­ğiş­ti, son ya­pı­lan YAŞ top­lan­tı­sın­da bu ge­rek­çey­le or­du­dan atı­lan bir tek per­so­nel ol­du mu?..
La­ik­lik kar­şıt­lı­ğı tam gaz de­vam eder­ken, yok­sa TSK’­da ir­ti­ca­i fa­ali­yet­te bu­lu­nan, ko­mu­ta­nın­dan de­ğil şey­hin­den emir alan kim­se kal­ma­dı mı?..

* * * * *
Sev­gi­li okur­lar,
Tür­ki­ye­’de “ir­ti­ca ile mü­ca­de­le­” suç ha­li­ne gel­di!..
İr­ti­ca ile mü­ca­de­le eden­ler, çe­şit­li ba­ha­ne­ler­le içe­ri atıl­dı!..
Şim­di sı­ra TSK’­nın ta­ma­mı­nı ele ge­çir­- me pro­je­le­ri­ne gel­di çün­kü ül­ke o kı­va­ma ge­ti­ril­di!.
Bu he­men ol­maz!..
Alış­tı­ra, alış­tı­ra za­man­la çak­tır­ma­dan olur!..
Za­ten he­def­le­ri 2023, hat­ta 2071 yıl­la­rı!..
O za­ma­na ka­dar biz ol­ma­sak bi­le to­run­la­rı­mız bir ba­kar ki kar­şı­la­rın­da imam su­bay­lar, imam ge­ne­ral­ler var!..

* * * * *
“Ol­ma­z” de­me­yin, bu­gün­le­re na­sıl gel­dik?!.

Aha o ra­po­ru şim­di al da ce­bi­ne koy!..
Mec­lis Ana­ya­sa Ko­mis­yo­nu Baş­ka­nı…
On­dan ne bek­le­nir?..
Dev­let ada­mı cid­di­ye­ti!..
Çı­kı­yor TV ka­na­lın­da­ki can­lı ya­yı­na, alı­yor eli­ne AB ra­po­ru­nu baş­lı­yor ba­ğır­ma­ya!..
Tür­ki­ye­’yi in­san hak­la­rı, öz­gür­lük­ler, ba­ğım­sız yar­gı, de­mok­ra­si ko­nu­la­rın­da yer­den ye­re vuran Av­ru­pa Ko­mis­yo­nu iler­le­me ra­po­ru­nu “re­zil bir ra­po­r” ola­rak ni­te­len­di­re­rek, “A­ha o ra­po­ru çö­pe atı­yo­ru­m” di­ye co­şu­yor…

Mec­lis Ana­ya­sa Ko­mis­yo­nu Baş­ka­nı bu cid­di­yet­siz­li­ği gös­te­rir­ken AB’­den baş­ka tür­lü ra­por çı­kar mı?..
HHH
Fa­kat Ana­ya­sa Ko­mis­yo­nu Baş­ka­nı Ku­zu Bur­ha­n’­ın TV’­de bu gös­te­ri­yi yap­ma­sı­nın üzerinden da­ha 24 sa­at geç­me­den mu­mu sö­nü­yor!..
Ku­zu­’nun “Re­zil, kir­li ra­po­r” ha­zır­la­mak­la suç­la­dı­ğı AB, No­bel Ba­rış Ödü­lü­’ne la­yık görülüyor!..
Ödül, “A­B’­nin ba­rış, uz­laş­ma, de­mok­ra­si ve in­san hak­la­rı­nın iler­le­me­si­ne kat­kı­la­rı ne­de­niy­le­” ve­ri­li­yor, bi­zim Ku­zu of­say­ta dü­şü­yor!..
İk­ti­da­ra da aha o ra­po­ru ku­zu ku­zu ya­la­yıp yut­mak dü­şü­yor!..



Sözcü





Emperyalist isteklerin ‘sıfır sorun’ politikası sayesinde..



HADDİNİ BİLDİRMİŞ..


'Suay KARAMAN '

AKP Genel Başkanı Tayip Erdoğan, partisinin 4. olağan kongresini izlemek isteyen bazı medya kuruluşlarına yasak getirdi. Bu yasağı “onlara haddini bildirmek de bizim cevabımızdır” diyerek gerekçelendirdi. Kendisini ve iktidarını eleştiren medyaya haddini bildirince, dağ gibi biriken tüm sorunlar çözüldü mü?

AKP’nin kongresini konuk olarak izleyenler arasında, Irak’taki emperyalizmin en aktif iş görenlerinin önde gelenlerinden Mesut Barzani’nin olması şaşırtıcı değildi. PKK terör örgütünün üyelerini Türkiye’ye teslim etmesi istendiğinde Barzani’nin yanıtı şöyle olmuştu; “Türkiye’ye bir Kürt kedisi bile vermem.” Suriye’deki Kürtleri eğittiğini açıklayan ve PKK terör örgütüne destek veren Barzani’ye kongrede bulunanlar “Türkiye seninle gurur duyuyor” şeklinde bağırdılar. Kongrenin konuklarından bir başkası kendi ülkesinde idama mahkum edilen Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık Haşimi idi. Hakkında interpol aracılığıyla arama kararı çıkartılan Tarık Haşimi, AKP Genel Başkanı’nın Davos’taki çıkışını unutmadığını söyledi. Kongrenin bir diğer konuğu ise, AKP Genel Başkanı’na “sen öndersin” diyen CIA tarafından devşirilen Filistin İslami Direniş Hareketi‘nin (Hamas) sürgündeki lideri Halid Meşal idi.

Kongreye CHP ve MHP gibi muhalefet partilerinin yöneticilerinin çağrılmaması dikkat çeken bir durumdur. Ayrıca bazı medya kuruluşlarına ‘haddini bildirmek” amacıyla yasak getirilmesi de demokrasi dışı bir tutumdur. Bütün bunların yanında Barzani gibi emperyalizmin maşalarıyla gurur duyanlar, ‘ileri demokrasi’ masallarına inanan, bilinç yoksunu zavallılardır. PKK terör örgütünü destekleyenlerle gurur duyanlardan, aynı ülkede yaşayan bizler de utanç duymaktayız.

Bazı medya kuruluşlarına haddini bildirmek isteyenler, yıllardır terör can alırken, neden PKK terör örgütüne haddini bildiremedi? Neden has ile başlayıp, haslı bir küfür eden Diyarbakır Anakent Belediye Başkanı’na haddini bildiremedi?

Haslı küfürü sineye çekenler, HAS Parti (Halkın Sesi Partisi) Genel Başkanı Numan Kurtulmuş’un AKP’yi yerden yere vuran eleştirilerine karşı neden haddini bildirmedi? “AKP’nin riyakâr davranan, millete tepeden bakan, saltanat heveslisi bir parti olduğunu, kamplaşmacı ve gerilimli bir siyaset izlediğini” söyleyen Kurtulmuş, AKP’yi Kemal Derviş’in ekonomik programını izleyerek bu politika ile Türkiye’deki herkesi borçlu hale getirmek, fabrikaları kapatmak, çiftçi ve esnafın işlerinin bozulmasına neden olmak, Türkiye’yi işsizlik ve fukaralık sürecine sürüklemekle itham ederek, özelleştirmelere karşı çıkmıştı. Bu ağır eleştirilerin ardından Numan Kurtulmuş iktidar partisine katıldı ve genel başkan yardımcısı yapılarak, ödüllendirildi. Haddini bildireceklerine, kurtulmuş gibi devşirerek susturdular.

Demokrat Parti eski Genel Başkanı Süleyman Soylu, geçmişte hükümet, iktidar partisi ve başbakan için çok ağır sözler kullanırken neden haddini bildirmedi? Şu soylu söylemler, Süleyman Soylu’ya ait: “Başbakan padişah olmak istiyor… Bu hükümete zıkkımın kökünü göstereceğiz… Hükümet yolsuzluk çukurunun içinde… Başbakan rantın babasını getirdi… At üzerinde duramayan ülkeyi de yönetemez…” Bu ağır eleştirilerin ardından Süleyman Soylu da, iktidar partisine katıldı ve genel başkan yardımcısı yapılarak, ödüllendirildi. Haddini bildireceklerine, soylu bir şekilde devşirerek susturdular.

Yangın yerine dönen ülkemiz, iç savaşın tam içindedir ve emperyalist isteklerin ‘sıfır sorun’ politikası sayesinde Suriye ile savaşın tam ortasındadır. İşsizlik, açlık, yoksulluk, yolsuzluk ve sürekli yapılan zamlar alıp başını gitmektedir. Subaylarımız, yurtsever aydınlarımız Silivri’de zulüm altındadır. Kahraman ordumuz, terör örgütü olarak gösterilmektedir. ‘İleri demokrasi’ aldatmacasıyla faşizmin içine çekilen ülkemiz, yıllardır emperyalizmin oyunlarıyla bölünme ve parçalanma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Sivilleşme ile ihanet birbirine karıştırılmıştır. Bu çetin koşullar altında yaşamaya zorlanan halk, siyasi iktidara haddini bildireceği günü büyük bir özlemle beklemektedir.

Siyasi iktidarlar, sona yaklaşıldığını anlayınca hırçınlaşırlar. Bu hırçınlık siyasi iktidarı demokrasi dışı tutum ve davranışlarda bulunmaya zorlar. Bunun sonucunda siyasi iktidar, kendilerine muhalif olanlara haddini bildirmek için ‘ileri demokrasi’ adını verdikleri faşizme sarılırlar. ‘İleri demokrasiye’ sarılanlar kendilerini usta olarak görseler de, deliğe süpürülmekten korkarlar. Ancak yolun sonuna gelinmiştir ve korkunun faydası yoktur, süpürülecek delik çoktur…




İlk Kurşun
 


Bahçeli’den Tayyip'’e hayat öpücüğü

Suriye tarafından düşen top mermileriyle ilgili konuşan MHP lideri Devlet Bahçeli, "Top atana gül atmayız" dedi. Bahçeli, Samsun'dan AKP iktidarına muhalefet etmeyeceklerinin sinyalini verdi.

 Devlet Bahçeli’den Tayyip Erdoğan’a hayat öpücüğü


 MHP Lideri Devlet Bahçeli, AKP iktidarına verdiği desteği sürdürdü. Bahçeli, "Top atana, gül atmayız" dedi.

Devlet Bahçeli “Ancak vatan ve milletimize açık bir saldırı oluyorken, top atana da gül atmamız akla ve mantığa ihanettir” dedi. Top mermilerinin kasıtlı atıldığını savunan Bahçeli, “Bu top mermilerinin kazaen düştüğünü iddia etmek ise tam anlamıyla Baas ahlaksızlığı ve sefaletidir.” diye ekledi. 


“Hudutlarımızda vatandaşlarımız can verirken, top mermileri peşi sıra üzerimize gelirken bizim hala siyasi kısır döngünün içinde vakit kaybetmemiz düşünülemeyecektir” diyen MHP Lideri bu süreçte AKP'ye muhalefet etmeyecekleri sinyalini verdi.




Ulusal Kanal




"Haham Tuncay Güney, CIA'ya çalışıyor"






"Tuncay Güney, CIA'ya çalıştığını söyledi. " Bu sözler, "2001 yılında Güney'i sorgulayan eski Emniyet Müdür Yardımcısı Ahmet İhtiyaroğlu'na ait. Ergenekon davasında tanık olarak ifade veren İhtiyaroğlu, Tuncay Güney'in ifadesinin ardından emniyette Fethullah - Ordu çatışması yaşanmaya başlandığını söyledi.



"Haham CIA'ya çalışıyor"


2001 yılında Tuncay Güney'i sorgulayan Emniyet Müdür Yardımcısı Ahmet İhtiyaroğlu Ergenekon davasında tanık olarak dinlendi. Tutuksuz yargılanan Emniyet Müdürü Adil Serdar Saçan'ın talebi üzerine dinlenen İhtiyaroğlu, Tuncay Güney'in Ergenekon soruşturmasını başlatan mülakatını anlattı.

İhtiyaroğlu; Tuncay Güney'in, araba hırsızlığından sorgulanırken Ergenekon soruşturmasını başlatan ifadeleri hakkında çarpıcı açıklamalar yaptı.

E. Emniyet Müdür Yardımcısı Ahmet İhtiyaroğlu:
Biri Tuncay Güney'e bir senaryo ezberletmiş, göndermiş. Oğlum seni kim gönderdi dedim. Hemen ardından Fethullah Gülen'i sorunca afalladı. "CIA'ya çalışıyorum" dedi. Güney'in ifadelerinin ardından Emniyet içinde Fethullah - Ordu çatışması başladı. Adil Bey'e konunun Cemaat ile TSK'nın hesaplaşması olduğunu söyledim.

Dönemin İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı olan İhtiyaroğlu, Tuncay Güney'in beyanlarının akıl ve bilim dışı olduğunu vurguladı.

Adil Serdar Saçan'ın dosyanın üzerini örttüğü iddiasını yalanlayan İhtiyaroğlu, dosyayı izin için Başsavcılığa götürdüklerini açıkladı.

E. Emniyet Müdür Yardımcısı Ahmet İhtiyaroğlu:
Dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin'e götürdüm, dosyayı inceledi. Ve "siz Türkiye'yi karıştırmak mı istiyorsunuz.?" diyerek suratıma fırlattı.

İhtiyaroğlu; Tuncay Güney'in, sorgusunda Veli Küçük'ün yanına cemaat yerleştirildiğini itiraf ettiğini kaydetti.

ulusal kanal




PKK'lı hainler kana doymuyorlar


Bölücü hainler, 2 gün arayla gerçekleştirdiği saldırılarda Bingöl’ü kan gölüne çevirdi. Pazar günü 8 polisimizi şehit eden hainler, dün de Bingöl-Muş kara yolunda birliklerine dönmek üzere Elazığ’da toplanan silahsız askerleri taşıyan askeri konvoya saldırdı. Pusu, hızın düştüğü viraj yakınında kuruldu.



Kana doymuyorlar



Bingöl’de pazar günü 8 polisimizi şehit eden teröristler dün de askeri hedef aldı. İzinden dönen silahsız askerlerin konvoyundaki bir otobüs roketatarla vuruldu, yürekler yandı.

Yavaşladığı anda saldırdılar


Bölücü hainler, 2 gün arayla gerçekleştirdiği saldırılarda Bingöl’ü kan gölüne çevirdi. Pazar günü 8 polisimizi şehit eden hainler, dün de Bingöl-Muş kara yolunda birliklerine dönmek üzere Elazığ’da toplanan silahsız askerleri taşıyan askeri konvoya saldırdı. Pusu, hızın düştüğü viraj yakınında kuruldu.


Otobüs alev topuna dönüştü...

Kardeşler köyü mevkiinde yavaşlayınca roketatarın hedefi olan otobüs bir anda alev topuna döndü. Saldırıda, ilk belirlemelere göre 10 asker şehit olurken, 4’ü ağır 70 asker de yaralandı. Gözü dönmüş hainler otobüsü vurduktan sonra konvoya uzun namlulu silahlarla ateş açtı. Bölgede operasyon başlatıldı.

Erdoğan-Özel 2.5 saat görüştü


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’i kabul ederek 2.5 saat iç güvenlik konularını görüştü. Görüşmenin gündeminde Bingöl’deki terör saldırısı ağırlıklı yer aldı. Planlandığından yarım saat önce başlayan Başbakanlık’taki görüşme sonrası açıklama yapılmadı.

Silahsız 200 askeri vurdular: 10 şehit, 70 yaralı

Şehit askerlerin büyük bölümünün roketle vurularak alev topuna dönen otobüste yanarak öldüğü bildirildi.

Geçtiğimiz pazar günü 8 polisimizi şehit eden hainler, dün de askeri konvoyu hedef aldı. Bingöl-Muş karayolunda seyir halinde olan askeri konvoy, Kardeşler köyü mevkiinde teröristlerin saldırısına uğradı. Konvoyda askerleri taşıyan otobüs atılan roket mermileri ile alev topuna dönerken, teröristler konvoya pusu kurdukları bölgenin kayalık kesiminden içinde askerlerin bulunduğu otobüslere ağır silahlarla ateş açtı. Saldırıda, ilk belirlemelere göre 10 asker şehit oldu, 4’ü ağır 70 asker de yaralandı.

Bingöl Valisi Mustafa Hakan Güvençer, görev izni, sağlık izni ya da yasal izin dönüşü Muş ve Van istikametindeki birliklerine katılmak üzere Elazığ’da toplanan 200 sivil silahsız askerin, 3 otobüs, 1 midibüs, 1 minibüs ve kendilerine Elazığ ve Bingöl jandarma birliklerinden refakat eden 10 zırhlı araç olmak üzere toplam 15 araçla Muş istikametine seyir halinde iken saat 12.30’da roketatarlı saldırıya uğradığını açıkladı.

Cevdet Yılmaz’ın sözleri

Vali Güvençer, saldırıda 7 askerin şehit düştüğünü, 63 askerin de yaralandığını söyledi. Daha sonra hastanede tedavi gören 3 askerin de şehit olduğu haberi geldi. Böylece, olayda 10 askerimiz şehit olurken, 4’ü ağır, 70 askerimiz de yaralandı. Öte yandan Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz da, Bingöl-Muş karayolundaki terör saldırısıyla ilgili olarak “Şu an itibariyle 10 şehidimiz var. Bingöl’de 56, Muş’ta 8, Elazığ’da 4 ve Erzurum’da 2 olmak üzere toplam 70 yaralımız var” dedi. Hain saldırıda şehit olan 10 askerin cenazesi, Bingöl’deki hastanelerden alınarak ambulanslarla Malatya Adli Tıp Kurumu’na gönderildi.

Erdoğan - Özel görüşmesi 2.5 saat sürdü

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’i kabul ederek 2.5 saat iç güvenlik konularını görüştü. Görüşmenin gündeminde Bingöl’de gerçekleşen terör saldırısı yer aldı. Başbakanlık Merkez Bina’da gerçekleşen görüşme, hain saldırı dolayısıyla planlandığından yarım saat önce başladı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özel, Başbakan Erdoğan ile yapacağı görüşme için Başbakanlık Merkez Bina’ya saat 18.00’de geldi. Haftalık olağan görüşme olarak belirtilen Erdoğan - Özel görüşmesinin ana gündem maddesini, terör örgütünün ardarda yaptığı hain saldırılar oluşturdu. Görüşme sırasında Genelkurmay Başkanı Özel’in, 10 askerin şehit olduğu, 70 askerin de yaralandığı son hain saldırı ile ilgili elde edilen bilgileri Başbakan Erdoğan’a sunduğu tahmin ediliyor.

Yeniçağ





ALÇAKLIK...


ALÇAKLIK
..





'Suay KARAMAN '

Başbakan, Afyon’daki patlama ve terör olaylarındaki patlamayla ilgili eleştirel yayın yapan medya için yine esti ve gürledi. Genelkurmay Başkanı’nı ve ÖSYM Başkanı’nı ehliyetsizlikle suçlayanları, sorumsuzluktan alçaklığa kadar söverek, şunları söyledi: “Her acı hadiseden sonra ortaya konan tavır maalesef eleştiri boyutunu aşıyor, olayı aydınlatma boyutunu aşıyor. Tam anlamıyla linç kampanyasına dönüşüyor. Kurumlara yönelik kurum personelinin motivasyonunu kırmaya yönelik milleti galeyana getirmeye yönelik bu girişimler en hafif tabiriyle sorumsuzluk, alçaklıktır.”

Başbakan zaman içinde kendi söylediklerini unutmaktadır. 2005 yılı Eylül ayında zamanın YÖK Başkanı’nı eleştirirken, (kafasını göstererek) “Burası basmıyor. Hayatta iki koyun gütmediği ve hayatı yaşamadığı için bunu kavrayamıyor” demişti. ÖSYM’nin yaptığı hemen hemen her sınavda yolsuzluk ortaya çıkarılırken, ÖSYM Başkanı’nı eleştirenlere kızıyor. Bu durum karşısında toplum şu soruya yanıt aramaktadır: ÖSYM’nin yaptığı sınavlarda dört yanlış bir doğruyu götürürken, neden kırk dört yanlış badem bıyıklı bir ÖSYM Başkanı’nı götüremiyor?

Başbakan bir yıl öncesine kadar cumhuriyeti korumak ve kollamakla görevli Türk Silahlı Kuvvetleri’ni susturmak için her türlü yasal olmayan baskıyı içeren önlemleri almış, uygulamış ve kendi ordusunu terörist ilan etmişti. Günümüzde her gün şehit verilirken, Uludere olayı, Suriye’de düşürülen uçak, Afyon’daki patlama gibi olaylar gizemini korurken, Genelkurmay Başkanı’nı eleştirenlere kızmak, anlaşılır gibi değildir. 25 şehidimizin ardından Afyon Valisi’nden hediye alan Genelkurmay Başkanı’nın “ani gelişen davranış karşısında herhangi bir reaksiyon gösterememesi” ise, Türk ordusunun baş komutanına yakışmaz ve eleştirilmesi çok doğaldır.

Başbakan bu eleştiriler için “alçaklıktır” kelimesini de kullanmıştır. Başbakan 2009 yılı yaz başında içeriği belli olmayan açılıma “Amerikan Projesi” diyenler için; “bunu ispat edemezlerse alçaktırlar, namussuzdurlar” demişti.

ABD Dışişleri Bakanlığı ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği üst düzey danışmanlarından David Phillips, 2007 Eylül ayında Türkiye’de hükümet tarafından ağırlanmış ve yaptığı görüşmeler sonucunda “PKK’nin Silahsızlandırılması, Dağıtılması ve Yeniden Entegre Edilmesi” başlıklı bir rapor hazırlamıştı. Hazırlanan raporun, hükümetin yaptığı açılıma yön verdiği anlaşılmıştır.

Carnegie Endowment adlı kuruluşun Türkiye ve Ortadoğu uzmanı ve CIA elemanı Henry Barkey, 2008 yılı Ekim ayında Kürt sorunu üzerineKürdistan Üzerinden Çatışmayı Önleme adıyla bir rapor hazırlamıştı. Hazırlanan raporda Kuzey Irak’taki yönetimle Türkiye’nin ilişkiler kurması, Ankara, Erbil, Washington işbirliği ile sorunun çözülmesi, PKK için genel af, Kürt sorununun demokratik temelde çözüme kavuşturulması gibi öneriler sıralanmıştı.

ABD’de kurulu Atlantik Konseyi isimli kuruluş 2009 Haziran ayında “Türkler ve Irak Kürtleri Arasında Güven Tesisi” adında bir rapor hazırlamıştı. Bu rapor da David Phillips tarafından hazırlanmıştı. Bu rapordaki görüşler ve öneriler, Türklerle Irak Kürtlerinin 13-15 Nisan 2009’da Washington’da yaptıkları toplantıdaki görüşmelere ve David Phillips’in Türkiye ve Irak’taki görüşmelerine dayanmaktadır. Bu rapordaki görüş ve önerilerin, hükümetin yaptığı açılımla örtüştüğü net olarak görülmektedir.

Zaten ABD dış politikasının etkin isimlerinden David Phillips; “Kürt açılımı raporunu Haziran 2009 tarihinde ben hazırlamıştım” diyerek, olayı aydınlatmıştı. ABD’li uzmanların hazırladıkları bütün bu raporlar ortaya çıkarılmışken, kendileri de açıklamışken, hükümetin hazırladığı açılımın “Amerikan Projesi” olduğu kesinleşmiştir. O zaman “alçak” kimdir, nerededir ve ne iş yapmaktadır?

12 Haziran 2011 Genel Seçimi öncesinde MHP Genel Başkanı, hükümetin, PKK terör örgütü ile görüştüğünü söylemişti. Başbakan bu söylem için: “kim İmralı’yla bebek katiliyle görüştüğümüzü, pazarlık ettiğimizi söylüyorsa, iddia ediyorsa namerttir, alçaktır, namussuzdur, şerefesizdir, haysiyetsizdir” demişti. Her türlü yalanlama kampanyasına karşılık, MİT ile PKK terör örgütünün Oslo’daki ihanet içeren görüşmeleri ortaya çıkarıldı. Başbakan, “Hakan Fidan’ı görüşmelere ben yolladım” diyerek, bu görüşmeleri kabul etti. Alçaklıkta, namussuzlukta sınır tanımayanların, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne psikolojik operasyon yaparken, PKK terör örgütüne psikolojik destek sağladıkları ortaya çıkmıştır.

Hukuk dışı tutum ve davranışlarda sınır tanımayan siyasi iktidar ve hakkında “görevi ihmal, zimmet, kamu taşıma biletlerinde kalpazanlık, resmi evrakta ve kayıtlarında sahtecilik ile cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak” suçlamaları olanlar, sıkıştıkça “alçaklık” edebiyatına sığınmaktadırlar. Devletin kurumlarına, sahte belgelerle Silivri ve Hasdal’da zulüm gören onurlu askerlerine, yurtsever ve namuslu aydınlarına, öğrencilerine karşı siyasi iktidarın ve dış güçlerin yaptığı kampanya alçakçadır. Bu alçaklık, ülkemizin geleceği için ihanettir.

Kendi siyasi kararlarını eleştiren her görüşü ‘ihanetle’ suçlayanlar, Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni okumalıdırlar. Özellikle “gaflet, dalalet ve hatta hıyanet” sözcüklerini dikkatli okuyunca, kendilerini göreceklerinden kuşkuları olmamalıdır. Bu alçaklıkları ve bu ihanetleri yapanlara halkımız gereken yanıtı verecektir.





Adım adım şeriata gidiliyor?


Adım adım şeriata mı gidiliyor?



Atatürk'ün bir izi daha siliniyor




Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Ders Kitapları ve Eğitim Araçları Yönetmeliği ile Talim Terbiye Kurulu (TTK) Başkanlığı Yönetmeliğinde değişikliğe gitti.Yeni düzenlemede, ders kitaplarının taşıması gereken nitelikler değiştirildi. Artık ders kitapları hazırlanırken, “Atatürk ilke ve inkılaplarına; laik, sosyal, hukuk devletine uygun olma” kriteri aranmayacak.

Milli Eğitim Bakanlığı Ders Kitapları ve Eğitim Araçları Yönetmeliği ile Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı Yönetmeliği dün Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Düzenlemede öne çıkan değişiklikler şöyle:

Yönetmelikte ders kitaplarının hangi usullere göre hazırlanacağına ilişkin hükümden, “Ders kitapları, ‘Atatürk inkılap ve ilkelerine ve anayasada ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı, Türk milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan; insan haklarına ve Anayasa’nın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek’ hükmüne ve Türk milli eğitiminin temel ilkelerine uygun olarak hazırlanır” ifadesi çıkarıldı.

Ayrıca yönetmelikte “ders kitaplarının nitelikleri” bölümünden, “Öğretim programlarında belirtilen Atatürk ilke ve inkılapları ile ilgili kazanımları içerir” ifadesi de çıkarıldı.

Haritalar gitti

Yeni yönetmelikle ders kitaplarının arka sayfalarında yer alan haritalara da ayar geldi. Türkçe, Dil ve Anlatım ile Türk Edebiyatı kitaplarındaki “Türkiye haritaları” ile Türkçe, Dil ve Anlatım ile Türk Edebiyatı kitaplarından, “Türk dünyası haritaları” kaldırıldı. Bakanlığa gönderilen taslak kitap metinlerinin incelenmesi görevi de, “panel” adı altında oluşturulacak komisyonlara verildi. Bu komisyonlarda alan uzmanı ve öğretmenlerden oluşan “panelistler” görev yapacak.

Üye sayısı 10’a çıktı

TTK, başkan ve 10 kurul üyesinden oluşacak. Kurul başkanı ve üyeleri; eğitim sisteminin tüm kademelerini temsil edecek nitelikte, en az 4 yıllık eğitim veren yükseköğretim kurumlarından mezun olmuş, eğitim alanında yaptığı çalışma ve yayınlarla öne çıkmış, eğitim ile ilgili alanlardaki öğretim üyeleri, en az 10 yıl süreyle öğretmenlik veya okul yöneticiliği yapmış olanlar ile kamu görevlileri arasından seçilecek. Mevcut TTK yönetimi 8 üye ve 1 başkandan oluşuyor.
Fatih Projesi kapsamında öğrencilerin dijital ortamda kullanacağı materyalleri kapsayan Z- kitaplarla ilgili kriterler de yeni yönetmelikte belirlendi. Buna göre z- kitapların, “kazanımları destekleyici nitelikte ve temel tasarım ilkelerine uygun olarak hazırlanması” öngörüldü.


Habercem





 

HAYALDI GERÇEK OLDU!

Tayyip'i Getirenler!



AKP'yi Bir de Böyle İzleyin!